Aklınızda bulunsun!

18 Yaşında, Brezilya’da bir Türk Kızı!

Merhaba, ben Edanur. 18 yaşındayım. Akdeniz Üniversitesi Hukuk fakültesinde okuyorum.İzmirliyim ancak üniversite dolayısıyla Antalya’da yaşıyorum.
Şuan bu yazıyı Rio havaalanından yazıyorum. Hayallerimin şehrinden. Bugün Brezilya’daki 45.günüm. Sizlere buraya geliş sürecimi,gözlemlerimi anlatacağım ve açıkçası bunun için çok heyecanlı ve sabırsızım.
1 Temmuz Çarşamba gecesi Santa Catarina eyaletindeki Chapeco’ya inişimle başladı benim maceram. Ama derinine inersek bu senenin başında Aiesec’e katılmam başlangıç oldu. Ben Brezilya’ya Aiesec programı sayesinde geldim.
Kısaca Aiesec ve Global Citizen programı hakkında da bilgi vermek istiyorum.

 

 

 

Aiesec dünyanın 128 ülkesinden faaliyet gösteren en büyük öğrenci organizasyonu. Misyonu değişimler yaparak liderliği harekee geçirip gençlerin içindeki potansiyeli ortaya çıkarmak. Global Citizen de bu değişim programının adı. Seçtiğiniz ve kabul edildiğiniz ülkeye 6-8 hafta arası gidip,dünyanın diğer ülkelerinden gelen öğrencilerle birlikte sosyal sorumluluk projelerine katılıp,hem kendinize hem de karşı taraftakilere etkide bulunabiliyorsunuz. Bu projeler kültür,eğitim ve dünya sorunları başlıkları altında toplanıyor. Bu programla yurtdışına çıkmak isterseniz uçak bileti size ait ve bunun yanında Aiesec ofisine 550 tl ödemesi var. 6 hafta boyunca konaklamanızı Aiesec karşılıyor; aile,öğrenci evi veya yurt şeklinde. Böylelikle gittiğiniz ülkenin kültürünü çok yakından tanıma şansını da elde etmiş oluyorsunuz.
Gelelim benim projeme;ben eğitim projesi için geldim. Konusu 8-9 yaşlarındaki çocuklara kültür farklılığı,sürdürülebilirlik,girişimcilik gibi konularda bilgiler vermek ve aktif şekilde öğretmekti. NGO’lardaki çocuklarla çalıştım ben, okul harici zamanlarda gittikleri bir yer. Hepsi aynı mı bilmiyorum ama benim NGO’mda 4 yaşından 14 yaşına kadar bir sürü çocuk vardı. Ödevlerini orda yapıyorlar, el işi şeyler,boyama,spor her türlü aktiviteyi öğretmenler eşliğinde yapma şansları var.

 

 

 

Gelmeden önce çok heyecanlıydım,çocukları çok sevdiğim için başvurduğum bütün projeler çocuklarla ilgiliydi ancak portekizce bilmediğim için baya korkuyordum. Burda öğrendiğim en güzel şey, hiçbir şeyden korkmamam gerektiği oldu zaten. Başlangıç her zaman en zorudur arkadaşlar,vazgeçmeyin, hayaliniz neyse, gidin ve onu alın.
Evet 61 günlük maceramın ilk gününe başlıyorum…
30 Haziran akşamı İzmir’den Pegasus havayoluyla İstanbul’a gitmemle ilk adımı attım. Pegasus hem yaptığı rötarla,hem de yolculuk sırasında sürekli sallamasıyla pek güzel başlatmadı beni ama heyecanım hepsini bastırdı. İstanbul Atatürk havalimanı dış hatlarda yaklaşık 4 saat bekledikten sonra Airfrance havayoluyla 2.5 saatte Paris Charles de Gaulle havaalanına indim. Çok büyük ve çok karışık bir havaalanı açıkçası. Kaybolma korkusu çok olan biri olarak önüme kim geldiyse biletimi gösterip sordum doğru yere mi gidiyorum diye. Bu arada uçakta yanıma pilot oturdu şansıma,Brezilya’ya gittiğimi söyleyince övgüler yağdırdı,ben daha bir mutlulukla devam ettim yolculuğuma:)

 

Paris’ten Sao Paulo’ya yaklaşık 10 saat sürdü yolculuğum. Daha önceki en uzun yolculuğum 3 saatti,gerçekten yordu beni o yüzden. Ama yurtdışı uçakları normalden biraz daha farklı,koltuklar geniş,yemekler harika, e için kıpır kıpır…Haliyle sorun gibi gelmiyor hiçbir şey. Ben ilk defa aktarma yaptım,baya korkuyordum bunun için ama zaten her yerde tabela var,zor olmuyormuş yani. 1 Temmuz günü 17.55te Sao Paulo’ya inip bavullarımı aldım ve son uçağım için yine beklemeye başladım. Sao Paulo Guaulhos Havalimanı gerçekten büyük ve güzel,çok da kalabalık. Ama malesef ki ingilizce bilen kimse yok. Ben gelmeden önce biletlerimi bastırmıştım,onu göstererek buldum yolu.Brezilya’nın genelinde var bu İngilizce bilmeme durumu,ama havalimanındakilerin bile bilmemesi ilginç.

 

 

Yaklaşık 2 saat de orda bekledikten sonra Chapeco uçağına bindim.Ve 3 saat boyunca uyudum,dehşet şekilde yorgundum. Yanımdaki koltuklar da boş olduğu için biraz rahat uyudum açıkçası ve hostesler uyardı,ancak onlar da ingilizce bilmiyordu. Chapeco,küçük bir şehir olduğu için hiçbir yere direkt uçuşu yok, Florianopolis aktarmasıyla gidiliyor. Ama ben bunu bilmiyordum tabi o zaman, Chapeco’dan önce Florianopolis’te indi uçak,bazı yolcular orda indi,bazıları da Chapeco’ya devam etti. Ben ilk defa uçağın başka bir yerde indiğini öğrendim,Florianopolis’te indikten sonra. Bavullarımı beklemeye başladım, etrafıma bakınıyorum,havaalanında konuştuğum biri vardı,Chapeco’ya gideceğimi söylemiştim,beni görünce yanlış yerdesiin , uçağa git diyince neye uğradğımı şaşırdım,başladım koşmaya. Allahtan o adamla konuşmuşum,yoksa ne yapardım bilmiyorum. Uçağa tekrar koştum,tekrar uyudum, ve gece 2 gibi Chapeco’ya vardım.Normalde olmam gereken saatten 3 saat falan geç vardım ve internetim olmadığı için de Aieseclilere haber veremedim, acaba gitmişler midir diye düşünürken, bir baktım 9 kişi karşımda welcooome diye bağırıyor.O kadar güzel bir duygu ki…Bütün yorgunluğum gidiverdi. Sonra hepsiyle sarılıp konuştuk,beni evime götürdüler.

 

 

Ev hayatları gayet normal,bizimkiler gibi. Öyle çok bariz farklı gördüğüm bir şey yok. Ama yemeklerde çok zorlandım ilk günler. Her şeyi saatli yapıyorlar,sabah 8 gibi kahvaltı mesela, 9da kalkarsam 11e kadar bir şey yok,11-11.30 gibi öğle yemeği. Arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla bu sadece bizim eve değil.çoğu eve özgüymüş. Benim kaldığım evde 15 yaşında bir kızla anneannesi vardı. Mesela benim anneannem yemek yapmadan durmaz,hele ki misafir gelince…Ama hostumun yemek yaptığını görmedim diyebilirim. Kız yaptı çoğu şeyi,çoğu şey dediğim de tavuk ve pilav. Evet ben 45 gün boyunca pilav ve et yedim. Pilavı da sarımsaklı yapıyorlar. Tavuğa da limon sıkıp yiyorlar genelde. Feijao denilen meşhur yemekleri de var,siyah fasulye. Bazı yerlerde domuz etiyle yapıyorlar,ama bizim evde sadece fasulyeydi.
Dikkatimi çeken şeyleri söylemek istiyorum bu arada; çatalı sağ elle,bıçağı sol elle tutuyorlar. Hiçbir yemekte kaşık kullandıklarını görmedim,piavı bile çatalla yiyorlar. Salataları yok mesela,marul çok tuketiyorlar, ve onu da bıçakla keserek yiyorlar.

 

 

Ama Brezilya çok büyük bir ülke ve şehirden şehre değişiyor olabilir kültürleri. Benim dediklerim Güney Brezilya için.
Chirmarrao denilen bir çayları var arkadaşlar ve günün her saati herkeste görebilirsiniz bunu. Biz nasıl misafirlere hemen çay demleyip ikram ediyorsak onlar da bunu ediyorlar. Ama chimarraonun özel bir bardağı var ve herkes aynı bardaktan içiyor.Mate çayını o bardağa koyup içine sıcak su ilave ediyorlar,süzgülü kaşığından içiyorlar. Bittikçe sıcak su ilave ederek içmeye devam ediyorlar. Açıkçası bana sert geldi,pek beğenmedim ama araştırdığım kadarıyla baya sağlıklıymış.
Bir de mate doce var,ona bayıldım.Muhakkak bir sürü çeşidi vardır ama ben hindistan cevizlisini içtim,olağanüstüydü. Çalıştığım NGO’daki abla yaptı,su yerine süt koydu,denemenizi mutlaka tavsiye ederim.

 

Gelelim kahvaltılarına; ben kahvaltı aşığı biri olarak,açıkçası çok zorlandım.Tek yedikleri şey, ekmeğin arasına peynir ve salam koyup kahve içmek. İlk günler hevesle yedim ama sonraları marketten domates,salatalık,sallama çay aldım ve bizimkine yakın bir kahvaltı yapma şansım oldu. Her gün her saat dükkanlarda pao de queijo ve pastel bulabilirsiniz bu arada. Pao de queijo,ilk yediğim gün yavan gelen ama sonra bayılarak yediğim peynirli ekmek türü. 2 reais cıvarında değişiyor ücreti mekana göre. Pastel de etliden tutun da çilekliye kadar baya bir çeşide sahip. Genel de öğle yemeği kültürleri pek olmadığı için böyle atıştırmalıklar tercih ediyorlar. En büyüğünü 8 reaise yemiştim,çilekli ve çikolatalıydı,ama 3 reaise bulduğum yer de olmuştu. Ve sevdiğim bir şey daha: Rodizia pizza. 20 reais veriyoruz ve sürekli değişik pizzalar gelip gidiyor.Tavuklu da vardı,ananaslı da. İnce dilimler,ama çok lezzetlii.İçeceklere geçersem bir numara Guarana arkadaşlar. Bayılıyorum. Mutlaka deneyin. 2,5 litresi 4 reais cıvarında süpermarketlerde.
Ve tatlıı: Churros ve brigadeiro. Yolda yürürken her yerde görebileceğiniz küçük karavan tarzı yerlerde satılıyor Churros. İçi isteğinize bağlı karamel veya çikolatalı,dışı da şekerli.Biraz ağır geldi bana ama gerçeken lezzetli. Brigadeiro zaten milli tatlı.Her yerde, her şeyin içinde var.Biraz yoğun bir çikolata gibi. Ben beğendim,ama ülkenin en meşhur tatlısı olacak kadar iyi değil bence.

 

Brezilya’da gözlemlediğim genel şey, hayat pahalı. Gerçekten her şey pahalı. Su bile 2 reais. ( 1 lira yaklaşık 1.14 reais )İnsanlar orta halli ya da fakir,ama eğlenmeye,dans etmeyi aşırı seviyorlar. Gündüz herkes iş-ev,ama,gece partilerde genç yaşlı herkes dans ediyor. Parti anlayışları çok rahat. Benim duyduğum kadarıyla ”partide olan,partide kalır.”diye bir felsefeleri varmış ve gerçekten buna göre yaşıyorlar. Selamlaşmaları çok hoşuma gidiyor benim. Herkes birbirine sarılıyor burda. Biz çoğunlukla el sıkışıp bırakırız mesela tanımadığımız insanlarla,ama Brezilya insanı gerçekten çok sıcakkanlı.
Herkes Brezilya tehlikeli diyordu bana buraya gelmeden önce ,ama benim olduğum şehir gerçekten iyiydi bu konuda,45 gün boyunca hiç kötü bir şeyle karşılaşmadım. Ama gece 12 gibi yolda hiç kimse olmuyordu mesela. Yolda yürürken telefonumu göstermemem gerektiğini söylemişlerdi,ama ben çok fotoğraf çeken biri olduğum için telefonum sürekli elimdeydi ve ona rağmen hiçbir şeyle karşılaşmadım çok şükür.
Brezilya hakkında genel düşüncelerim bunlar,gittiğim şehirleri de yakında anlatacağım 🙂

Yorum yazmak için tıklayın!

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Çok Popüler!

Yukarı